TANIMA
VE TENFİZ
DAVALARI
Görevli Mahkeme:Asliye Hukuk Mahkemesi
Yetkili Mahkeme:Kendisine karşı tenfiz istenen kişinin Türkiye'deki
ikametgahı yoksa sakin olduğu yer mahkemesi, Türkiye'de ikametgahı veya sakin
olduğu bir yer mevcut değilse Ankara,İstanbul ve ya İzmir Mahkemelerinden
birinden istenebilir. Kamu düzenine ilişkin olmadığı için re'sen yetki gözönüne
alınamaz. İlk itiraz olarak ileri sürülmelidir.
Husumet: Dava hasımlıdır ve davalı;Yabancı mahkemenin vermiş
olduğu kararda ki diğer taraf,(uygulama da özellikle avukatların talebi üzerine
bazen hasımsız olarak açıldığı ve karar verildiği görülmektedir. Ancak
kesinlikle bu uygulama usulsüzdür. Müfettişlerin incelemesi sonucu Yazılı emir
yoluna gidildiğini hatırlatırım .J )
ü Bağımsız
bir davadır. Duruşmalı yapılır. Kesinlikle evrak üzerinde karar
verilemez.
ü Temyizi kabildir ve icra ve infazı durdurur.
Şartları:
1-
Yabancı Mahkeme tarafından verilmiş bir mahkeme kararının aslı olacak,(
2675 S.Y.nın 36 ve 37. Maddesinde istenen belgeler ayrı ayrı sayılmıştır.)
2-
Verilen bu karar kesinleşmiş olacak,
3-
Yabancı Mahkeme Kararının tamamının(eksik tercüme kabul edilemez) yeminli
tercüman tarafından Türkçe'ye tercüme edilmiş ve resmi kurumlar
tarafından tasdik edilmiş onaylı sureti bulunacak.
4-
Tenfizi istenen kararın mutlaka mahkeme tarafından verilmesi ve
mahkeme hükmü niteliği taşıması gerekir. Belediye ,Eyalet valiliği vb. idari
birimlerin verdiği kararın tenfizine karar verilemez.
5-
T.C. ile ilamın verildiği yabancı devlet arasında yasadan doğan fiili veya
hukuki karşılıklılık (mütekabiliyet) veya bu konuda anlaşma(sözleşme)
olmalıdır.
6-
Yabancı Mahkeme Hükmünün kamu düzenine açıkça aykırı olmaması
gerekir, (örneğin Türk hukukunda aslonan velayet konusunda küçüklerin
menfaatleridir(Ruhsal ve Düşünsel gelişimi). Eğer bu kural göz ardı edilmiş ise
tenfiz kararı verilemez.)
7-
İlamın Türk Mahkemelerinin kesin yetkisine girmeyen bir konuda
verilmiş olması gerekir.(Taşınmazın aynına ilişkin davalarda Türk mahkemelerinin
yetkisi kesindir.) ancak boşanma ,ayrılık ve evliliğin iptali gibi davalar da
kesin yetki yoktur.
8-Yabancı
ülke kanunları uzarınca kendisine karşı tenfizi istenen kişinin hükmü veren
mahkemeye usulüne uygun bir şekilde çağrılmamış veya o mahkemede temsil
edilmemiş yahut bu kanunlara aykırı bir şekilde gıyapta hüküm verilmiş olsa dahi
, bu kişinin yukarıda ki hususlardan birine dayanarak tenfiz istemine karşı Türk
mahkemelerine itiraz etmemiş olması gerekir. İtiraz etmiş ise davanın reddine
karar verilmelidir. Kısacası Tenfiz kararı verilebilmesi için yabancı mahkeme
tarafından usulüne uygun olarak karşı tarafa savunma hakkı verilmesi gerekir.
9-
Türklerin kişi hallerine ilişkin yabancı ilamda Türk kanunlar ihtilafı
kuralları gereğince , yetkili kılınan hukukun uygulanmamış ve Türk vatandaşı
olan davalının tenfize bu yönde itiraz etmemiş olması gerekir. (2575 s. k.
13.madde) Diğer bir anlatımla Türk kanunlar ihtilafı kuralları gereğince
Türklerin boşanma davaları için öngörülen hukukunun uygulanmadığının
belirlenmesi ve bu yönde davalının itirazda bulunması halinde tenfiz kararı
verilemez.
Dikkat edilecek hususlar:
1-
Tanıma yada Tenfiz davaları Basit yargılama Usulüne tabiidir. Dolayısıyla
Davalının 10 günlük süre içerisinde cevap verme zorunluluğu yoktur.
2-
Dava hasımlıdır ve davalı Yabancı mahkemenin vermiş olduğu kararda ki diğer
taraf,(uygulama da bazen hasımsız olarak açıldığı görülmektedir. Ancak
kesinlikle bu uygulama usulsüzdür. Yazılı emir yoluna gidildiği sık sık
görülmektedir.
3-
Davalının bildirilen adresine meşruhatlı davetiye çıkartılır. Uygulama da
yabancı uyruklu eş Türkiye'de bir avukata vekalet vermekte ve Davacı vekili
sıfatı ile dava açılmakta; Türk vatandaşı olan diğer tarafın Türkiye'de ki
adresine tebligat çıkartılmaktadır.
4-
Taraflar duruşmaya gelmez iseler HUMK 409 maddesi gereğince dosyanın
işlemden kaldırılmasına karar verilir.
5-
Yabancıların ,kendi ülkelerinde ki adresi araştırılmadan İlânen Tebligat
yapılamaz.
6-
Türkiye'de ikametgahı olmayan Türk vatandaşı olan kişilerin mutlaka
Teminat göstermesi gerekir.
ü Karşılıklılık anlaşmasında adli yardımlaşma hükmü var ise teminat
gösterme zorunluluğu yoktur.
Eğer
teminattan muafiyet sözleşmesi var ise kesinlikle teminat alınamaz. Teminatın
miktarı ise hakimin takdirine bağlıdır.
ü Adli tatilde bakılabilir.
ü Tenfiz işlemlerinde yabancı mahkeme kararı iyi okunmalıdır,çünkü
sadece bu kararın tenfizi yada tanınması talep edilebileceğinden ve bu karar
kapsamının dışına çıkılamaz. Örneğin "tarafların boşanmasına" gibi ifade
kullanılamaz. Sadece " .... yer mahkemesinin ..... tarih ve ..... sayılı
kararının tanınmasına yada tenfizine " denilmekle yetinilir. Yabancı mahkeme
kararında tazminattan söz edilmemiş ise ayrıca tazminata da hükmedilmesi
usulsüzdür.
ü Türkiye'de açılan Boşanma davası ıslah ile tanıma yada tenfize
dönüştürülebilir.
ü Tenfiz ve Tanıma kararı ile yabancı mahkeme ilamı kesin hüküm
ve kesin delil kuvvetine sahip olur.
ü Tenfiz ve Tanıma kararı ile Yabancı mahkeme ilamına dayanılarak
Türkiye de bir hukuki işlem yapılabilir ve Türk mahkemeleri tarafından verilmiş
ilam gibi işlem görür.
ü Boşanma ile ilgili karar Türk mahkemeleri tarafından
tanınıncaya ve tanıma kararı kesinleşinceye kadar evlenme hukuken hükmünü devam
ettirir.
Tanıma ile Tenfiz arasında ne gibi fark vardır?
a)Tenfiz
de Yabancı ülke kanunları uzarınca kendisine karşı tenfizi istenen kişinin hükmü
veren mahkemeye usulüne uygun bir şekilde çağrılmış veya o mahkemede temsil
edilmiş olması yahut bu kanunlara aykırı bir şekilde gıyapta hüküm verilmiş olsa
dahi , bu kişinin yukarıda ki hususlardan birine dayanarak tenfiz istemine karşı
Türk mahkemelerine itiraz etmemiş olması gerekir. Tanımada ise böyle bir koşul
yoktur.
b)
Tenfiz de aranan T.C. ile ilamın verildiği yabancı devlet arasında yasadan
doğan fiili veya hukuki karşılıklılık (mütekabiliyet) veya bu konuda
anlaşma(sözleşme) şartı Tanıma da aranmamaktadır
ü Kısacası 2675 S.K.nun 38.maddesinin a ve d bendi aranmaz.
İçtihat
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu
Esas No: 2000/2-1051 Karar No:2000/1068 Tarihi: 21.06.2000
•
Tanıma (Tenfiz) Kararı
• Delillerin Taktirinde Hakimin Usul Kuralları
• Maddi Olayları Araştırmada Kamu Düzenine Aykırılık Bulunmaması
ÖZET:
Yabancı mahkemece, bir boşanma kararı oluşturulurken hakim, hangi maddi olayları
kabul edeceğini kendi usul kuralları çerçevesinde topladığı delillere göre
takdir eder. Delillerin takdirine ilişkin kurallar da hakimin kurallarıdır.
Böyle olunca da Alman hakiminin yeterli delil toplayıp toplamadığını Türk Usul
Hukuku çerçevesinde değerlendirilemez. Başka anlatımla, gerek yabancı kararda
uygulanan usul gerekse kararda yer alan maddi ve hukuki tespitler tanıma
(tenfiz) hükmünün inceleme konusu dışındadır. Tenfiz ilamının ibrazı yeterlidir.
Şu halde
yabancı mahkeme, TMK.nun 134/1-2. maddesindeki unsurların oluştuğunu, kendi usul
kuralları çerçevesinde belirleyip takdir ederek boşanmaya karar verdiği gibi
Türk kamu düzenine açık bir aykırılık da bulunmadığından, yabancı mahkeme
kararının tenfizine karar verilmesi gerekir.
(1086 s. HUMK m. 540, 2675 s.
MÖHUK m. 13, 35, 38, 743 s. MK m. 134/1-2, 136)
TAM
METİN:
Taraflar arasındaki "yabancı ilamın tanınması-tenfizi" davasından dolayı yapılan
yargılama sonunda; (Ürgüp Asliye Hukuk Mahkemesi)nce davanın reddine dair
verilen 11.05.1999 gün ve 1999/54-103 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili
tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay İkinci Hukuk Dairesinin 15.06.1999 gün
ve 1999/9545-11661 sayılı ilamı ile: (...Davacı Alman Mahkemesinin boşanma
kararının tenfizini istemiştir. Mahkeme davanın reddine karar vermiştir.
"Tenfiz
istemi dilekçe ile olur" (2675 sayılı Kanun 35).
"Tenfiz
dilekçesine aşağıdaki belgeler eklenir.
a-
Yabancı mahkeme ilamının o ülke makamlarınca verilen onanmış aslı ve onanmış
tercümesi,
b-
İlamın kesinleştiğini gösteren ve o ülke makamlarınca verilen onanmış yazı veya
belge ile onanmış tercümesi" (2675 sayılı Kanun 37).
"Yetkili
mahkeme tenfiz kararını aşağıdaki şartlar dahilinde verir.
a)
Türkiye Cumhuriyeti ile ilamın verildiği Devlet arasında karşılıklılık esasına
dayanan bir anlaşma yahut o Devletle Türk Mahkemelerinden verilmiş ilamların
tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiili uygulamanın bulunması,
b)
İlamın Türk Mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş
olması,
c)
Hükmün kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması,
d) O yer
kanunları uyarınca, kendisine karşı tenfiz istenen kişinin hükmü veren mahkemeye
usulüne uygun bir şekilde çağırılmamış veya o mahkemede temsil edilmemiş yahut
bu kanunlara aykırı bir şekilde gıyapta hüküm verilmiş ve bu kişinin yukarıdaki
hususlardan birine dayanarak tenfiz istemine karşı Türk Mahkemelerine itiraz
etmemiş olması,
e)
Türklerin kişi hallerine ilişkin yabancı ilamda Türk Kanunlar ihtilafı kuralları
gereğince, yetkili kılınan hukukun uygulanmamış ve Türk vatandaşı olan davalının
tenfize bu yönde itiraz etmemiş olması (2675 sayılı Kanun 38).
Davalı
süresinde davaya cevap vermiş, Alman mahkemesi hükmünün Türk hukukuna aykırı
olduğunu, tenfizinin istenemeyeceğini ileri sürmüştür. Dosya arasında bulunan
yabancı mahkeme ilamında Türk Hukuku'nun uygulandığı yazılıdır. Ancak Türk
hukukunun yorumunda yabancı mahkemenin Türk mahkemelerinde istikrar bulan yorum
sonucundan farklı bir sonuca vardığı anlaşılmaktadır. Doğaldır ki Türk Kanunlar
ihtilafı kuralları gereğince Türklerin boşanma davaları için öngörülen (2675
sayılı Kanun 13) hukukun uygulamadığının belirlenmesi ve bu yönde davalının
itirazda bulunması halinde tenfiz kararı verilemez. Fakat burada olduğu gibi
hukukun yorumunda hata edildiği hallerde yabancı mahkemenin Türk hukukunun
uygulanmadığını kabul etmek 2fi75 sayılı Yasanın amacına aykırı düşer. Davalı
yabancı mahkemenin, hukuku yanlış yorumlamasını, o ülkede, kanun yollarına
müracaatla denetletmedikçe Türk mahkemeleri önüne getiremez.
Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku hakkındaki 2675 sayılı Kanunda
(revizion) yabancı kararın doğruluğunu inceleme sistemi kabul edilmemiştir.
Kanunun
yorumunda yapılan hataya dayalı yabancı mahkeme ilamı 2675 sayılı Kanunun 38/c
maddesi uyarınca da reddedilemez. Zira kanun AÇIKÇA kamu düzenine aykırılığı bir
ret sebebi kabul etmiştir. Yorum hatasını kamu düzenine AÇIK aykırılık olarak
kabul etmek mümkün olmaz.
Yabancı
mahkemenin Türk hukukunun yorumunda hata ettiğinden söz edilerek tenfiz
isteminin reddi gerektiği yönündeki görüş çoğunluk tarafından kabul edilmemiştir
(Y. 2. H.nin 15.06.1993 tarihli 5243-6131 sayılı kararı).
Ancak,
2675 sayılı Kanuna dayanan istek halinde yabancı mahkeme kararının tenfizine
karar verilmesi gerekirken davanın reddi doğru görülmemiştir...) gerekçesiyle
bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda;
mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Temyiz
eden: Davacı vekili
Hukuk
Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği
anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Davacı
Besigheim (Almanya) Sulh hakimi tarafından oluşturulan boşanma kararının 2675
sayılı Milletlerarası Öze' Hukuk ve Usul Hakkındaki Kanun uyarınca tanınması ve
tenfizine karar verilmesini istemiştir.
Davalı,
Türk Medeni Kanunu ve Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu gereğince bir yargılama
olmadığını ileri sürüp tenfize karşı çıkmıştır.
Besigheim (Almanya) Sulh Mahkemesi 09.10.1997 tarihli 4 F 821/96 sayılı
kararının içeriği aynen "tarafların Türk vatandaşı olmalarından dolayı... Türk
Medeni Kanununun 134. maddesi gereğince davacının boşanma kararı ile ilgili
talebi kabul edilmiştir. Tarafların dinlenmesinden sonra, mahkeme, evliliğin
temelden sarsılmış olduğunun ve beraberliklerinin devamının söz konusu
olamayacağı kanaatine varmıştır. ...Mahkeme tarafların evliliklerinin artık iyi
bir sonuç verecek durumda olmadığı kanaatindedir. Davalı kadın da evliliklerinin
nasıl devam edeceği hakkında olumlu bir yanıt/yol göstermemiştir. Kendisinin tek
korkusunun boşandıktan sonra kocasından para alamaması yönündedir. Mahkeme
davalının bu yönde yaptığı açıklamalardan sonra, evliliğin sadece maddi açıdan
devamını istediği kanaatindedir ki bu konu da, mahkemenin yetkisi dışındadır.
...Mahkeme, bu evliliğin Türk Medeni Kanunun madde 134 gereğince temelden
sarsıldığı kanaatindedir ve bu sebeple boşanma kararı verir" şeklindedir.
Ürgüp
Asliye Hukuk Mahkemesi, Alman Mahkemesinin, davalının Mart 1996 tarihinde evden
ayrılması olgusuna dayanarak ve Türk Medeni Kanunun 134. maddesine atıf yapmak
suretiyle karar verdiğini, oysa Türk Kanunlar ihtilaf uyarınca uygulanması
zorunlu ve MK.nun 134. maddesinde anlamını bulur evlilik birliğinin müşterek
hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenemeyecek derecede temelinden
sarsılmasını doğrulayıcı taraflardan her hangi bir açıklayıcı beyanın olmadığını
tanık gibi deliller toplanmadan salt fiilen tarafların ayrı yaşamaları gereğine
dayanarak hüküm kurduğunu bu durumda, Alman Mahkemesince Türk Hukukun
uyuşmazlıkla ilgili yasal hükümlerinin gerçekten ve tam anlamıyla
uygulanmadığını o nedenle kararın Türk Kamu düzenine aykırı olduğunu benimsemiş
tenfiz istemini reddetmiştir.
İlkin
belirtelim ki, bazı hukuk kuralları olayları bizzat düzenlediği halde,
bazı.hukuk kuralları da belli olay ve ilişkilerin düzenlenmesinde hangi hukuk
kurallarının yetkili olacağını gösterir. Diğer bir gurup kurallarda mahkemelerin
ihtilafı çözerken uygulayacakları usul kurallarıdır. Yabancı unsur taşımayan
hukuki ihtilafların hallinde hakim milli kuralları uygular.,Bu tip uyuşmazlıkta
kanunlar ihtilafı söz konusu olamaz. Ancak yabancı unsurlu ihtilafta hakimin
uygulayacağı hukuku belirleyen kurallar milletlerarası özel hukuk kurallarıdır.
Türk kanunlar ihtilafı kuralları 2675 sayılı Kanunla belirlenmiştir. Hukuk Usulü
Muhakemeleri Kanunun 540. maddesi ile Türklerin kişi hallerine ilişkin karar
vermeyi Türk mahkemelerinin münhasır yetkisinde kabul edilip bu tip yabancı
mahkeme kararlarının tanınması yada tenfizi yasaklanırken, 1982 yılında kabul
edilen 2675 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkındaki Kanunun
38. maddesi ile yabancı ülke mahkemelerince oluşturulan Türklerin kişi hallerine
ilişkin yabancı kararların tanınması ve tenfizine imkan tanınmıştır. Gerçekten
Türklerin yabancılar ile sosyal ilişkilerinin yoğun bir hal alması ile
Milletlerarası Özel Hukuk Kurallarının uygulama alanı da genişlemiştir.
Boşanma
kararı kişi hallerine ilişkin kararlardan olup. 2675 sayılı Kanunun 13. maddesi
Türkler için yabancı mahkemelerde de uygulanacak hukukun Türk hukuku olduğunu
açıklamıştır. Esasen Yargıtay İkinci Hukuk Dairesi ile Yerel mahkeme arasında bu
yönde bir ihtilaf yoktur.
Uyuşmazlık; Türk Hukukunun uygulanması ve yasa maddesinin yorumunda yabancı
mahkemenin hata edip etmediğinin diğer bir anlatımla, yabancı mahkemenin eksik
araştırmaya dayalı hüküm verip vermediğinin yine yabancı mahkemenin, kabul
ettiği sabit vakıaların hukuki normla karşılaştırmasını ve uygun norm tespitini
doğru bir şekilde gerçekleştirip gerçekleştirmediğinin Türk Mahkemesince
doğrudan denetlenip denetlenemeyeceğinin aydınlığa kavuşturulmasında
toplanmaktadır.
Sorunun
çözümünde belirlenmesi gereken öncelikli diğer bir yönde; yabancı mahkemenin
yargılamada uygulayacağı usul hukukunun da Türk hukuku olup olmayacağının
belirlenmesidir.
Öncelikle belirtelim ki, öğretide hakimin yargısal işlevini yerine getirirken
uyacağı usul kurallarının (Lexfori) hakimin kuralları olduğu yönünde duraksama
yoktur. Şu halde, ispat vasıtalarının nev'i, ileri sürülme ve toplanma biçimi,
delilin kabul edilebilirliği, hakimin usul kanunu çerçevesinde belirlenecektir.
Şüphesiz toplanan delillerin taktirine ilişkin tüm kurallar da hakimin usul
kurallarıdır. Şu halde bir boşanma kararı oluştururken hakim, hangi vakıaları
sabit kabul edileceğini kendi usul kuralları çerçevesinde topladığı delile göre
taktir ve açıklayacaktır. Böyle olunca Besigheim (Almanya) hakiminin yeterli
delil toplayıp toplamadığını Türk Usul Hukuku çerçevesinde değerlendirmek mümkün
değildir. Türk tanıma ve tenfiz hakimi prensip olarak yabancı mahkeme kararının
doğruluğunu inceleyemez. Gerek yabancı kararda uygulanmış olan usul, gerekse
kararda yeralan maddi ve hukuki tespitler tanıma ve tenfiz hükmünün inceleme
konusu dışındadır. Bu sistem "revision aufonal" yasağı olarak ifade edilir
usulde veya kararın hükmünde yapılmış olan hatalar tanıma ve tenfiz kararına
kural olarak etkili olamaz. Bu nedenledir ki 2675 sayılı Kanunun 37. maddesi,
tanınması ya da tenfizi istenen yabancı kararla ilgili kesinleşmiş ilamın
mahkemeye ibrazını yeterli görmüştür.
Nitekim,
Yasa koyucu tarafından (Revisionaufond) "davanın yeniden incelenmesi" amaçlanmış
olduğu olgusundan yola çıkıldığında, yabancı mahkeme dava dosyasının tümünün
görülüp değerlendirilmesi zorunluluğu kendiliğinden ortaya çıktığı açıktır. Bu
durumda; Türk Mahkemesince dosyanın tamamen getirtilip incelemeye alınması
kaçınılmaz olacaktır. Böyle bir prosedürün öngörülmesi halinde, yabancı mahkeme
kararının tanınması yada tenfizi değil, davanın yeniden yargılamasının yapılarak
yeni bir hüküm kurulması sözkonusu olacağından, 2675 sayılı Yasanın tanımı ve
tenfize ilişkiu yasal kurallarının amacına aykırı düşen bu yöntem asla üstün
görülemez.
Öte
yandan 2675 sayılı Kanunun 38/e maddesi ile Türklerin "kişi hallerine ilişkin"
yetkili bulunan Türk Hukukunun uygulanmamış olduğu hallerde dahi, bu halin
res'en dikkate alınması prensibi kabul edilmemiş, ancak davalının karşı çıkması
halinde bu yönün dikkate alınması kurala bağlanmıştır. Bu kural dahi (revision
au fond) yeniden inceleme yasağının bulunduğunu kabule yeterli delildir.
Bilindiği gibi bir mahkemede, hukukun yanlış uygulanması, o mahkeme veya üst
mahkemelere yapılacak bir itiraza konu teşkil eder. Bu konu tamamen kararı veren
mahkemenin usul hukukuna tabi bir konudur. Ancak davalı Türk vatandaşı bu konuyu
yabancı ülkede her derecedeki yargı organı önünde ortaya koymuş, gerekli
itirazları yapmış olduğu halde dinletememiş olduğunu ispat ederse ve bu halde
Türk kanunlarının esas gayesine, başka bir anlatımla kamu düzenine aykırılık
(2675 sayılı Kanunun 38/c md.) söz konusu olabilir.
Gerek
kanunlarda ve gerekse hukuk öğretisinde kamu düzeninin değişmez bir tarifi
yapılmamıştır. Ancak ve özellikle Türk Milletlerarası Özel Hukuku yönünden
Yargıtay Kararlarında yer alan unsurlar genel ahlak ve adaba aykırılık, Türk
hukukunun ana kurallarına ve Türk kanunlarının dayandığı genel siyasetle
bağdaşmazlık hallerinin kamu düzenine aykırı sayıldığı gözlemlenmektedir (Y. 2.
HD'nin 31.03.1944 tarihli 40-1014 sayılı, 10.11.1966 tarihli 5305-5390 sayılı
08.12.1993 tarihli 9648-11903 sayılı; Y. 10. HD'nin 21.02.1991 tarihli 6609-1544
sayılı, Y.13 HD.'nin 29.01.1993 tarihli 408560 sayılı, Y. 15. HD.'nin 19.01.1995
tarihli 2876-164 sayılı, Y. 18. HD.'nin 25.02.1997 tarihli 288-1496 sayılı,
Y.HGK.nun 22.04.1998 tarihli 2/276-297 sayılı kararları).
Boşanma
yönünden Türk Hukukunda en önemli ve reform niteliğinde değişiklik Medeni
Kanunla kabul edilmiştir. Mutlak bir kamu düzeni anfayışı sebebi ile Hukuk Usulü
Muhakemeleri Kanunun 540. maddesi ile yabancı ülkeler mahkemelerince oluşturulan
boşanma kararlarının tenfizi yasaklanmış iken, aynı Kanun 9. maddesi ile Medeni
Kanunun 136. maddesinde de benimsenmiş olan mutlak yetki kuralı 07.06.1971'de
yürürlüğe giren değişiklikle terk edilmiş, seçimlik yetkili mahkeme kuralı
getirilmiş, 2675 sayılı Kanunla ve açıkça yabancı ülke mahkemelerinde oluşan
boşanma ilamlarının tanınması yada tenfizine imkan tanınarak, ülke yönünden
münhasır yetki kuralı terk edilmiştir. Dahası 3444 sayılı Kanunla Medeni Kanunun
134. maddesinde yapılan değişiklikle de eşlerin anlaşarak boşanmalarına imkan
tanınmıştır. Evlilik Bağına ilişkin kararların tanınması hakkındaki
Milletlerarası sözleşme 14.09.1975 tarihinde onanmış, böylece boşanma
kararlarının kamu düzenine mutlak etkisi önemli ölçüde yumuşatılmıştır
(Y.HGK.nun 22.04.1998 tarihli 2/276-297 sayılı kararı). O nedenle ve özellikle
2675 sayılı Kanunun 38/e maddesindeki düzenleme biçimi ile 381c madde de yer
alan "kamu düzenine AÇIKÇA aykırı bulunmama' kuralı benimsenmiştir. Şu halde bir
hükmün tanınması isteminin reddi için hükmün yukarıda açıklanan kurallar
çerçevesinde kamu düzenine AÇIKÇA aykırı olduğunun belirlenmesi gerekir.
Görüldüğü üzere yabancı kararın tanıma ve tenfizi lehine yoğun ve yadsınamaz bir
eğilimin varlığı açıktır. Şu durum karşısında Besigheim (Almanya) Sulh
Mahkemesi, tarafların evlilik birliğinin temelinden sarsıldığını, müşterek
hayatı sürdürmelerinin kendilerinden beklenemeyeceğini kendi usulü çerçevesinde
belirleyip taktir etmiş ve Türk Medeni Kanunun 134/1-2. maddesinde yer alan
unsurların oluştuğu kabul edilerek boşanmaya karar vermiştir. Yabancı mahkeme
hükmünde kamu düzenine açık bir aykırılık da bulunmadığından, Hukuk Genel
Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki
kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı
bozulmalıdır.
Sonuç: davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme
kararının yukarıda açıklanan ve Özel Daire bozma kararında gösterilen
nedenlerden dolayı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 429. maddesi gereğince
(BOZULMASINA), istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 21.06.2000
gününde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Yabancı
mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak verilmiş ve o devlet kanunlarına
göre kesinleşmiş bulunan ilamların Türkiye'de icra olunabilmesi yetkili Türk
Mahkemesi tarafından tenfiz kararı verilmesine bağlıdır.
Türk
vatandaşlarının kişi hallerine ilişkin ihtilaflarında Türk yasalarının
uygulanması ilkesi ile, onların Türk Yasalarının koruması altına alınması
amaçlanmıştır.
O halde
Türk kanunlar ihtilafı kurallarının emrettiği hukukun uygulanıp uygulanmadığını
tenfiz kararı istenen hakim araştıracak Türk kanunlar ihtilafı kaidelerinin
tatbikini emrettiği maddi hukukun gerçekten uygulanmış olup olmadığını bu hakim
belirleyecek. Eğer uygulanan hukuk Türk davalı aleyhine eksik veya yanlış tatbik
edilmiş, davalı Türk Mahkemesinde tenfize bu açıdan karşı çıkmış ise hakim
tenfiz istemini reddedecektir.
Yine
hakim tenfizi istenen kararın tenfiz koşullarını taşıyıp taşımadığını kanunda
yazılı koşulların yerine getirilip getirilmediğini inceleyecek koşullar yerine
getirilmişse, hiçbir takdir hakkı kullanmadan tenfize karar verecektir.
Tenfiz
koşullarından en önemlisi 2675 sayılı Yasanın 38/e maddesi gereğince "Türklerin
kişi hallerine ilişkin davalarda Türk Kanunlar ihtilafı kuralları gereğince
yetkili kılınan hukukun uygulanması, eğer Türk hukuku uygulanmamış ise Türk
vatandaşı olan davalının tenfize bu yönden itiraz etmemiş olmasıdır. Eğer davalı
tenfize bu yönden itiraz ederse tenfiz kararı verilemeyecektir.
Bunun
tek istisnası, evlilik bağına ilişkin kararların tanınmasına ilişkin sözleşmenin
üçüncü maddesidir. Buna göre; yabancı devlet yasaları uygulanmasına rağmen, Türk
yasaları uygulansa idi varılacak sonuç ayni olacak idi ise, Türk vatandaşı
davalı tenfize bu yönden karşı çıksa da, bu çıkış hukuki sonuç doğurmayacak
Hakim tenfize karar verecektir.
Somut
olayda; Yabancı mahkeme Türk Hukukunun uygulandığını belirttiği halde, Türk
Hukukunu uygulamamıştır. Türk vatandaşı davalı Türk Hukukunun uygulanmamış
olması nedeniyle yasaya uygun Tenfize bu yönden karşı çıkmış uygulanan yabancı
hukukla varılan sonuçta, Türk yasası uygulansa idi varılacak sonuçla ayni
olmadığından temyiz isteminin reddi gerekecektir.
Tenfiz
kararı verilebilmesi koşullarından diğer biri de, tenfizi istenen kararın kamu
düzenine açıkça aykırı olmamasıdır. Tenfizi istenen yabancı mahkeme kararının
kabul edilebilmesi, yerine getirilmesinin istenebilmesi için toplumun huzurlu ve
uyumlu bir yaşam sürebilmesi uyulması zorunlu hukuki, ahlaki ve vicdani temel
kurallarına açıkça aykırılık oluşturacak unsurlar içermemesi gerekir.
Yabancı
mahkeme ilamı sonuçları itibariyle, Türk Kamu düzenine aykırı ise Türkiye
Cumhuriyeti Anayasasının 41. maddesi aksine Türk aile huzurunu düzenini yıkıcı,
sarsıcı neticeler meydana getiriyorsa kamu düzenine aykırılık açık olduğundan
tenfiz istemi reddedilecektir.
Yine
somut olayda, Türk Medeni Yasasının 134/1. maddesi hükümleri uygulandığı
bildirildiği halde bir buçuk yıl ayrı yaşam Türk yasalarına aykırı olarak
boşanma nedeni kabul edilmiş dayalı boşanma yüzünden zarurete düşeceğini yuvanın
yıkılmasını istemediğini ileri sürdüğü halde bu samimi, hayatın gerçek
güçlüklerine uygun savunması yabancı mahkemece kabul edilmemiş, bu yasaya aykırı
kararla aile düzeni huzuru bozulmuş, yuvası yıkılmıştır.
Değerli
çoğunluk Türk hukukunun yanlış yorumunu ve uygulanmasını kamu düzenine açıkça
aykırılık kabul etmemiştir.
Oysa,
yabancı mahkeme ilamı ile varılan sonuç, davalının geleceğini karartmakta, bir
daha onarılmaz düzeltilemez sonuçlar doğurmaktadır.
Değerli
arkadaşlarımın kabulü aksine, kişinin aile huzurunu, düzenini gerek yasayı
yanlış yorumlayarak, gerek Türk Hukukunu uyguluyorum diyerek uygulamayarak
yıkmak, sarsmak Türk Kamu düzenine açıkça aykırılık da oluşturur. Bu nedenlerle
tenfize karar verilemez. Israr kararı doğrudur. Değerli çoğunluk görüşüne
katılmıyorum.
Ali
Ihsan ÖZUĞUR
2. Hukuk Dairesi Üyesi